Assassin’s Creed filmi hakkında karalamacalar

O kadar uzun zaman oldu ki artık hatırlamakta zorlanıyorum. Bilirsiniz, siz de uzun bir kitap serisinin ilk kitabını ne zaman okuduğunuzu tam hatırlayamazsınız, ya da şu an diğer sekme de okuduğunuz yıllardır takip ettiğiniz (sana sesleniyorum Skip Beat) manga serisini ilk ne zaman başladığınızı hatırlayamazsınız kesin olarak. Assassin’s Creed serisi de benim için öyle. Sanırım yedi sekiz yıl kadar öncesinde aşağı da ki E3 traileri ile tanıştım seri ile.

O zamana kadar oyun kültürü kıt olan benim için büyük bir olaydı. Oyunlar benim için internet kafe de oynadığım Counter Strike, DotA, Warcraft 3, Age of Empires 2 veya PES, Fifa gibi oyunlardan ibaretti. Tabi gene kafede arkadaşlarla oyanılan Knight Online, MU Online gibi oyunlar da vardı.

Oynanışı kıt ve kısıtlı olan AC ile sıkılmama rağmen sonlara doğru hikaye iyice sarmıştı. Desmond’ın hikayesi çok ilgimi çekmişti açıkçası. Ayrıca apple of eden adı verilen nesnenin nereden geldiğini çok merak ediyordum.

Seriye asıl tutkum ama çoğu fanatik bağnazı gibi ikinci oyun ile oldu. İkinci oyunu anlatmak için yazılar yetmez belki de. Ezio gibi bir karakter çoğumuzun tarih öğretmeni olmuştur Rönesans dönemi İtalya için. Fakat benin daha çok ilgimi çeken iki şey vardı oyunda.

İlki inanılmaz derecede iyi hazırlanmış olan müzikleri. O kadar iyiydi ki müzikler hala telefonumda albümü bulunur ve dinlerim canım çektiğinde. Rönesans dönemini bu kadar güzel yansıtan müzikler çok hoşuma gider aslında. Orta çağ’ın kilise tınılarından arındırılmış oluyorlar genellikle.

İkincisi ise Assassin’s Creed II ile gelen inanılmaz Venedik ve Floransa görüntüleri. Bir şehir bu kadar güzel, bu kadar canlı ve iyi renklere sahip olabilir mi? Tabi benim pembe gözlüklerle bakmam da zengin bir aileden gelen birisin oynuyor olmam, sürekli müzikler ile çatıdan çatıya koşturmam da etkilidir. Gene de şehrin renkleri tamamen inanılmazdı.

Floransa. Hatırladığım kadar renkli değil ama sonuçta sokakta ki halkı da göremiyoruz değil mi 🙂

Ardından seriye üçüncü oyun olan Assassin’s Creed : Brotherhood ile devam ettik. Aynı mekanlar, Ezio ve gene mükemmel müzik. Bu oyunda benim hoşuma giden şey ise Desmond kısmında gelişen hikaye oldu. Bir yandan da gerçek hayatta elmayı arıyordum. Ah, hele bu oyunun bitişi var ya Desmond gözünden inanılmazdı. Her zaman dediğim gibi Juno (Hera) is total bitch. 

Bu nokta da duralım artık, sonuçta siz de oyunları dinlemekten sıkıldınız.

Dersem çok da doğru olmaz ama açıkçası üniversite sınavları ve elimdeki bilgisayarın çok da iyi olmamasıyla sonraki oyuna geçememiştim uzun süre. O yüzden artık filmden bahsedelim.

Film

Film hakkında düşüncelerimi söylemeden izlediğim ortamdan bahsedeyim. Real 3D teknolojisi ile altyazılı olarak Cumartesi sabahı ilk seansta benim dışında 2 kişinin olduğu büyük bir salonda izledim. O yüzden IMAX dışında aslında izlenilebilecek en iyi ortamlardan birine sahiptim.

Önce müziklerden bahsedelim ki bahsedilecek bir şey yok. Ne oyunlarda ki ne de başka ünlü filmlerde ki gibi kaliteli veya akılda kalıcı orjinal bir müzik hatırlamıyorum. Aklımda kalan tek şey animus içerisindeyken gereksiz olan kartalın uçuş sahnelerinde çalan günümüz pop müzikleri. Ne söyler film hakkında bilemiyorum.

Kostümlere gelirsek. Günümüz de geçen kostümler bir miktar garibime gitti. Abstergo vakfının içerisindeki “hastaların” giydikleri kıyafetler veya Tapınakçıların kostümleri bir miktar fütüristik, az tarikatımsı bir şey olmuş. Eh diyorum yorum olarak. Gelelim Animus içerisinde ki kostümlere ki film hakkında hoşuma giden kısımlardandı burası. Gayet iyi kaliteli hazırlanmışlardı bence, renk doygunlukları iyiydi. Tek takıldığım nokta, idam sahnesine giderken etrafta garip maskeli radikal katoliklerin olduğu zaman maskeler ne kadar otantik, dönem ve mekana uygun emin değilim. Daha çok rönesans Floransa’sı veya Venedik’e aitmiş gibi geldi.

Animus içerisinde ki ana karakterimiz Tapınakçılarla savaşırken.

Elbette gene sıkıntılı şeyler de var. Örneğin fotoğrafta da gördüğünüz gibi Tapınakçıların saçları. 15.yy – 16.yy İspanya’sı hakkında uzman değilim, ancak bana sanki Nazi destekçilerinin içimizde oluşturduğu nefreti onların saç modelleri ile Tapınakçılar üzerinden yansıtmaya çalışıyorlar gibi geldi. Bunun yerine döneme uygun klasik bir saç tarzı daha mantıklı olurdu. Şu dönemlerde tarih veya döneme ait filmlerde popüler saçları, veya çizgi-roman karakterleri gibi saçları yapmak nedense moda oldu.

Hikaye

Kostüm ve müzikleri de geçtiğimize göre, filmin kalbi olan hikayeye geldik. Tek sıkıntı bunu dememiz şu sonuca ulaştırıyor bizi, bu filmin bir kalbi yok. Hikaye bomboş.

Yanlış anlamayın, Engizisyon İspanya dönemi ve Assassin’s Creed çok hoş bir ikili olmuşlar ve keşke oyunu çıksa. Ancak hikaye oyunlarla çelişiyor. Filmde Engizisyon dönemi tapınakçı kardinalin (Tomas de Torquemada) elmaya en çok yaklaşan tapınakçı olduğunu söylüyor ama yanlışsam düzeltin, Brotherhood oyununda Rodrigo Borgia veya Pope Alexander VI diğer adıyla elmayı ele geçiriyor. Aslında ondan önce Cem Sultan (oyunda o da bir tapınakçı) elmayı ilk bulan kişi. Ezio ile onların elinden elmayı çalıyoruz. Bundan sonra bir sürü olay oluyor ve aslında filmde o olaylara da göndermeler var. Torquemada’yı İspanya’da ki Assassin’lere saldırması için zorlaması Rodrigo’nun veya Columbus’un filmde çıkması vb. gibi göndermeler çok.

Haklısınız, oyunlarla çelişmesi çok da bir problem değil. Ancak benim gibi oyunun hikayesini sevenler için küçük bir çentik o yüzeyde. Sıkıntı filmin herhangi bir senaryoyu oluşturamaması oyunda ki gibi. Filmin hikayesi ve oyunun hikayelerini karşılaştırınca güzel çizilmiş bir anime ile yamuk bir çöp adam gibi geliyor bana.

Sonuç

Film görsel olarak iyi, iğrenç bir animus modeli, güzel Engizisyon dönem sahneleri, boş müzik ve olmayan bir senaryo, kaliteli oyuncular ama yetersiz karakter gelişimi. Puanım 6/10 olur filme. Çok daha iyi olabilirdi ama ünlü isimler ve ünlü marka arkasına saklanan bir blockbuster olarak kaldı. Üç filmlik bir seri olacakmış. Para kazanır mı kazanır bence ama çok daha iyi olabilirdi. Çoğumuz AC serisini bozuk dövüş sistemi, delirten kontrollerden dolayı değil atmosfer, hikaye, müzikler ve karakterlerden dolayı seviyoruz. Bununla karşılaştırınca meh diyesi geliyor insanın.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir