Diablo 3 ile İki Hafta

Diablo 3

Yıllar önce bir LEVEL dergisini okurken yazarlardan birisi başından geçen birşeyi anlatıyordu, dediğine göre bir hafta sonu eski cd’lerin arasında Diablo 2 cd’si bulmuş ve tekrardan yüklemiş nostalji adına, farkına varmadan Act 3’e (sanırım tam hatırlamıyorum) kadar gelmiş ve saatler geçmiş.

Yıllardır oyun oynayan birisiyim ama nedense bir süredir istisnai durumlar hariç çok uzun süre aralıksız oyun oynayamadım. Bir oyunu oynamam en fazla 2-3 saat sürüyor onda bile arada aralar veriyorum. Fakat sebebini bilmediğim bir sebepten Diablo 3’te farklı bir şey yaşadım bu hafta sonu. Teybi az geri alacak olursak:

İki üç yıl kadar önce Reaper of Souls (Diablo 3 ek paketi) çıktıktan kısa süre sonra Diablo 3 aldım, oyuna başladıktan sonra inanılmaz derecede kolay geldi. Daha önceden bir miktar Diablo 2 vb. Hack’n Slash oyunları oynamıştım. Öğrendiğime göre RoS gelmesi ile loot sistemi değişmiş oyun başlarda kolaylaşmış. Senaryo bittikten sonra Rift ile kasılan Paragon sırasında Torment zorluk seviyeleri ile oyun zorlaşıyor herkes artık end-game olarak oarasını oynuyormuş. Açıkçası hikayeyi kolayda da olsa sıkıcı olarak oynamak sarmadı ve bıraktım.

Uzun süre Diablo 3 düşünmedim bile Battle.net’te kayıtlı bir oyun olarak kaldı -Starcraft 2 hala öyle bekliyor-. Geçen ay nereden estiyse RoS paketini de alıp tekrardan başladım ama yeni bir sezon geleceğini duyunca gene karakterimi yarı da bıraktım -sezon’lar geçici sıfır serverlar, genelde 3-4 ay kadar sürüyorlar-. İki hafta önce yeni sezon başlangıcıyla bir Demon Hunter karakteri açarak oyuna başladım.

Demon Hunter

Hikayeyi yavaş yavaş oynuyordum. Bütün gün stajda olduğumdan ancak bir kaç saat oynayabiliyordum tabi. Ancak geçen hafta sonu okuldan bir arkadaşım hemen 70 level’a oluşmama yardımcı oldu ve Rift’lere başladık. Nedense bir build için item kasmak ve arkadaşlar ile tüm gün farm yapmak inanılmaz derece de zevk verdi. Genel olarak grind oyunları sevsem de bir süre sonra kolay sıkılabilen birisiyim, bundan dolayı sabah 9’dan akşam 10’a kadar tek yemek arası hariç aralıksız kalkmadan oynamak ilginçti.

Oyun inanılmaz derece de hoşuma gitti. Gerek karakter kasmak, gerek item farmlamak. Oyunun online özelliği ve diğer oyuncularla beraber oynamak inanılmaz derece de kolay. Arkadaşınız olmasa bile CS:GO, Dota, LoL oyunlarında ki gibi Quick Play tarzı hemen gruplar bulabiliyorsunuz amaçlara özgü. Necromancer sınıfının bu sezon gelip OP olması dışında çok bir problem yoktu bence.

Hikaye ve müzikler, oyunun çizimleri inanılmaz ayrıca. Genellikle insanlar Diablo’yu hikayesi için oynamasa da benim çok hoşuma gitti. Act 1 sonunda ki sinematik olsun, Act 3 sonunda yaşananlar olsun inanılmaz derece de Blizzard kalitesindeydi. Tek hoşuma gitmeyen şey Expansion ekinin hikaye arc’ı kısaydı ve yeterli kalite de değildi bence veya Necromancer sınıfının 15 USD’ye satılması da ayrıca bir problem bence sonuçta iki tane stash + Necromancer sınıfı o kadar değmez. Ha nedir eğer oyun sararsa tüm sınıfları da çok oynamış olursam büyük ihtimalle alacağım o ayrı bir durum.

Wizard, Archon Beam
After this?

Bundan sonra Diablo 3’ü büyük ihtimalle her sezon da az da olsa oynayabilirim, büyük ihtimalle yeni bir karakter açıp hikayeyi de tekrardan oynayacağım. Hardcore olarak oynamak belki farklı bir zevk de katabilir.

Ayrıca bu cuma (yarın akşam) POE yani Path of Exile’a 6 yeni arc ve büyük değişikliklerle beraber yeni League (POE’nin sezonları) geliyor. Staj yerinden bir arkadaşla antlaştık ve yarın akşam ona başlayacağız. Genelde hack’n slash oynamama rağmen zevkli olacağa benziyor.

 

Not: Resimler Google’dan bulunmuştur bana ait değildir.

Assassin’s Creed filmi hakkında karalamacalar

O kadar uzun zaman oldu ki artık hatırlamakta zorlanıyorum. Bilirsiniz, siz de uzun bir kitap serisinin ilk kitabını ne zaman okuduğunuzu tam hatırlayamazsınız, ya da şu an diğer sekme de okuduğunuz yıllardır takip ettiğiniz (sana sesleniyorum Skip Beat) manga serisini ilk ne zaman başladığınızı hatırlayamazsınız kesin olarak. Assassin’s Creed serisi de benim için öyle. Sanırım yedi sekiz yıl kadar öncesinde aşağı da ki E3 traileri ile tanıştım seri ile.

Devamını Oku →

Bir anime ile depresyonun tüm aşamalarını yaşamak…

Derdimi anlatmadan önce iki satır diyeceğim bir şey var. Öncelikli olarak uzun süredir yazmadım çünkü hep yazacağım zaman iyi olmasını isterim yazımın ertelemekten yazıları bu kadar vakit geçti. Kusura bakmayın.

Gelelim konumuza. Elbette ki her final döneminde insanlar ve dünyalılar ders çalışırken ben de kitap, anime, dizi üçlüsünden aramaya başladım dikkatimi çekecek şeyleri. Bu dönem kitap yerine anime çıktı, sebebiyse büyük ihtimalle iki hafta Arslan Senki’yi izlerken gözüme Log Horizon’un takılmasıydı ama konumuz bu iki anime de değil.

sakurasou-no-pet-na-kanojo-full-1480833

Dün eskiden izlediğim bir animeyi tekrardan izlemeye karar verdim. Sakurasou no Pet na Kanojo. Tekrardan izlemeyi düşündüğüm nadir animelerden birisiydi. Karakterler bir iki az sonra vereceğim küçük detay haricinde gayet hoşuma gitmişti Bu sabah da animeyi bitirdim. Peki neydi beni depresyonun aşamalarını teker teker gün içerisinde yaşamama sebep olan hadise?

Devamını Oku →

İlginç bir Saxon Dönemi Kurgusal Tarih Serisi

lastkingdom102

Tam olarak hatırlamıyorum ama en azından bir kaç yıl önce bir kitapçıda gördüm, Azincourt. Bir iki hafta sonra liseden bir arkadaşım aynı yazarın, Bernard Cornwell’in, başka bir kitabını okuyordu. Daha çok ortaçağ İngiltere’sinde geçen kitaplar yazan bir yazar olduğunu anladım. Geçtiğimiz haftalarda bir yerde Telegraphın bu haberin anlattığı olayı duydum:

Telegraph – Bernard Cornwell talks about Last Kingdom and Game of Thrones

Kısaca söylemek gerekirse , Bernard Cornwell, Game of Thrones’ın senaryosunun çok ‘dull’ yani yavan olduğunu bu yüzden diziyi seksapalite vb. şeylerle reyting almak için doldurduklarını “ancak kendi serisinin böyle bir problemi” olmadığını söylüyor.

Şimdi daha ileri gitmeden önce Game of Thrones konusuna bakalım, diziye bir miktar baktığımda bir çok kişinin de söyleyeceği gibi genel olarak kitabı gibi ancak kitabında üstün körü geçilen cinsel sahneler bolca konulurken kitapta daha detaylı anlatılan diğer olaylar ya hiç anlatılmayıp ya da üstün körü geçilen bir dizi. Bunun sebebi de başka dizilerde de görüldüğü gibi cinselliğin reyting alması olduğunu düşünmekteyim. Ancak GoT sadece bu yüzden popüler demek ise hakaret bile sayılabilir. A Song of Fire and Ice serisi yani GoT dizisinin baz alındığı kitap serisi gerçekten iyi yazılmış bir seri ki aslında Bernard Cornwell’de http://www.bernardcornwell.net/readingclub/a-game-of-thrones/ kendi sitesinde öyle söylemiş. Fakat dizi kitaba göre o kadar iyi değilken şu an dünyanın en popüler yayını yapan şey bence bir iki maddede anlatılabilir;
– Cinsellik, üstte açıklandığı gibi.
– Herkesin ölebileceğinin defalarca örneklerde de gösterildiği gibi sürekli anımsatılması.
– Kitaptan gelen derin bir kurgu ve arkaplan zenginliği, dizide az farkedilse de bu durum, bir olay olurken sanki gerçekten öyle olaylar olmuş gibi geçmişi vb. bağlantıların düşünülüp kurgulanmış olması.

Şahsım adına dizisi bana kitabın yanında bir miktar yavan geldiğinden çok takip etmeyip kitaplarını tercih etmekteyim. Kitaplarına gelirsek kesinlikle iyi bir seri.

Olaydan fazla kopmadan Bernard Cornwell’in serisine dönelim. Önceden Saxon Stories (Sakson Hikayeleri) olarak geçen ama dizinin çıkışıyla dizinin isminin seri ismi olarak kabul edilip (dizi ismi de ilk kitabın ismi) The Last Kingdom (Son Krallık) ismini almış seri. Peki bu seri neden bahsediyor? İzleyenler bilir Vikings serisi daha ilk sezonunda Ragnar Lothbrok’un şu an İngiltere olarak bilinen topraklara yaptığı yağmayla başlayıp daha sonra yeni sezonlarla beraber Fransa’da ki savaşlarını anlatıyor-anlatacak. Bizim TLK serimiz ise bundan belki 50 yıl sonrasını anlatmakta. Ragnar’ın Fransa’yı değil İngiltere diye bildiğimiz topraklarını fethetmeyi çalışan çocuklarının döneminde geçmekte. Ana karakterimiz Uthred oğlu Uthred ki onun da büyükbabası Uthred (bu cümleyi kitabı okuyanları daha iyi anlayacaklar). Uthred’in babası Uthred bir Northumbia yani o zamanda ki İngiltere’nin dört krallığından birinin (Nortrumbia aynı zamanda Vikings’de yağmalanan krallık ki tahmin sadece ama Vikings’de ki o ünlü ilk yağmalanan manastıra yakın bir yerde geçiyor başları kitabın) Ealdorman’ı yani Lord’u. Dane’lerle yani Danimarkalılarla yapılan bir savaşta (kitapta da tekrarladığı üzere yağma yapanlara Viking deniyor fakat bu Danimarkalılar yağma için değil yerleşmek için saldırıyor) öldürülüyor ve Uthred esir düşüyor Ravn oğlu Ragnar’a. Ragnar kendi oğlu gibi bakıyor Uthred’e ve hikaye gelişmeye başlıyor.

Şimdi az bir nefes alalım. Hikayenin devamını anlatmakta kararsızım ki sizde okuyun diye. Roman genel olarak Uthred’in yaşlanmışken anılarını anlatması şeklinde geçiyor ve çok hoş bir dili var. Sürükleyici olmasının yanında çok derin bir kurguya sahip olduğu belli. Henüz fantaziye benzer hiçbir şey çıkmadı. Diziyle karşılaştıracak olursak beni en çok şaşırtan şey dizinin adaptasyonu. Önce dizinin ilk pilot bölümünü izleyip kitabı okuduğumdan herhalde çok şaşırdım çünkü ilk bölümün sonuna kadar olan olaylar kitabın yarısında ancak oluyor. Anladığım kadarıyla kitap çocukluk hallerini temel almış ancak devamı için farklı bir senaryo yazmayı planlıyor ve bir miktar daha ilginci senaryoda yazarın kendisi Bernard Cornwell oturuyor.

Kitaba geri dönersek karakterlerin birbirleriyle bağlanması çok iyi olmasının yanında B. Cornwell çok daha önemli bir noktayı yakalamış bu seride ki, “catch phrases”. Yani öyle cümleler ki kitabı okuduğunuzda aklınızda kalacak şeyler, arkadaşlarınızla tartışırken şakalaşırken kullanabileceğiniz cümleler. Örneğin, GoT’te ki “Winter is coming!” veya “You know nothing, Jon Snow” etc. The Last Kingdom’da en çok hoşuma giden şey ise “Destiny is everything.” ve bu cümle çok iyi işlenmiş bir tema haline gelmekte. Saxon’ların kökenine İngiltere’nin doğuşuna şahitlik etmemizi sağlayan bir seri. Devamı kitaplarını okumadım ama daha çok her biri kitabın ana hikayesi var diye tahmin ediyorum ki bu da seriyi A Song of Ice and Fire’dan ayıran en önemli şey çünkü ASOIF serisi Yüzüklerin Efendisi gibi her kitabı diğerini tamamlayıcı bir şekilde gitmeye çalışıyor.

Yine de okuyacak çok güzel bir seri bulduğuma memnunum. İyi okumalar.