Kore Notları

Tamam artık bir ayı geçti Kore’ye geldiğimden beri yazıyı yazabilirim… Gibi bir durum yok elbette ^^. İlk hafta yazacak bir şeyim yoktu sonraki üç haftanın tüm suçu ise okuduğum üniversitenin inanılmaz yoğun programındandı. Fakat bir şeyler yazmazsak da olmaz değil mi :).

14 Şubat 2013’te İstanbul Atatürk Uluslararası Havalimanı’ndan Etihad havayollarının aktarmalı uçuşu ile Seoul’e uçtum. 15 Şubat 2013, 11:30 gibi Seoul’e vardık. Hafiften acıkmıştık. Ancak yiyeceğim şeylere dikkat etmem gerekiyordu çünkü (alkol, domuz eti vb. gibi şeyler yemem) içindekilerin ne olduklarını okuyamıyorum. Gelelim karşılaştığımız ilk probleme:
* Türkiye’de büyükler çok söyler “İngilizce öğrenin dünyanın her yerinde geçer sıkıntı çekmezsiniz…” … Siz öyle sanın. Kore’de İngilizce bilen sayısı çok az neyse ki elbette havalimanındakiler konuşabiliyor ama burada da İngilizce konusunda ikinci probleme geliyoruz. Telaffuzları çok kötü ve neredeyse yalnızca o telaffuzda konuşanları anlıyorlar. Yani zero dediğinizde anlamayabilirler çünkü zero onlarda ciro gibi okunuyor.

Bir problem daha yaşadık WC’ler konusunda ama çok bahsetmek istemiyorum. Gerçekten merak edenler Kore’ye gidenlere Türkiye’de ki ve Kore’de ki wc farkını sorabilir.

Ardından Soeul’de kalan arkadaşlarım beni buldular ve onların kaldığı yere gittik. İki gün dinlenip KTX adı verilen hızlı trenle Ulsan’a vardım.
KTX konusunda bir açıklama yapayım ama ondan önce bir açıklama daha yapayım. Bildiğiniz gibi 20. yy başlarında Kore, Japon işgaline uğradı. Haliyle Kore’de Japonya ve ilgili şeyler öyle çok da sevilmez. Bunu Seoul’de hissetmeniz biraz zor ama Japonya’ya yakın olan Busan ve Ulsan’a gelince anlıyorsunuz. KTX örneğiyle daha iyi açıklayabilirim. Kore hızlı treni yapacakları zaman iki seçenekleri vardı ya teknolojiyi Japonya’dan ya da Fransa’dan alacaklardı. Onlar da Fransa’yı tercih ettiler çünkü dediğim gibi Japonya’yı çok sevmezler. Öyle bir nefret değil bu çünkü en küçük çocukları bile One Piece bilir ama kendilerinin de dediği gibi olabildiğince farklı olmaya ve farklı olduklarını ifade etmeye çalışırlar.

İlk hafta yatıp dinlendikten sonra ikinci hafta üniversitem 울산과학기술대학교 veya diğer yazılışla UNIST, Ulsan National Institue of Science and Technology’nin oryantasyon programı başladı. Dolu bir haftanın hemen ardından dersler başladı ve ödevler çok hızlı ve fazla olarak verildi. Okul hakkında tekrardan daha detaylı konuşacağım ama önce iki detayı açıklayayım geri kalanlar başka bir yazıya kalacak :).

* Bildiğiniz gibi bizim ülkemizde İngilizce eğitimi çok da iyi değil (Kore ve Japonya’dan iyi) ancak az veya bilmeyen insanlar bile çat  pat tek tek kelimelerle konuşur yabancılarla anlaşır. İşte Kore’de bu tam tersi. Uluslararası öğrencilerle ilgilenen ofisteki abinin deyimiyle “Kore’liler bir işi yaptı mı tam yapmak istediklerinden ve İngilizce’leri de tam olmadığından konuşmak için çok utanıyorlar.” peki bunun dezavantajları nelerdir bana? Kimse benimle konuşmuyor. Herkes görmezden geliyor. Afişler Kore’ce, bazı derslerde hocaları uyarmasak Kore’ce gidiyorlar ki hatırlatırım bu üniversite özellikşe %100 İngilizce sloganıyla ilerliyor. Ama duyduğuma göre diğer yabancı öğrencilerden önceden daha kötüymüş bu durum git gide iyileştiğini söylüyorlar durumun.

* İkincisi ben de müzik eğitimine verilen önemden faydalanıp ilk dönemden Music and Creativity (Müzik ve Yaratıcılık) dersini alarak Piano öğrenmeye başladım :). Şu an daha G position’dayım ama elimden geldiğince öğreniyorum :).

Sağlıcakla kalın.

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmailby feather

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir